İçtenlikle

Yaşamayı öylesine bırakıyorum işte ne çok fazla , ne de çok az öylesine işte.

Bir çok insanın çeşitli yaşam standartları vardır.

Bunu insanlarla tanıştığımda anladım . Yıl 95.

Nedenini sorguladığım bir çok olayla baş başa bırakılmanın vermiş olduğu üzüntünün tarifi hiç bir yemek kitabında yok. Üstelik ben tatlı yemeyi de sevmem , tatlı yiyip konuşmayı da. Tüm duygu çöküşlerimde buraya dönüşlerimden kaçıncısı bu bilemiyorum ama , ‘ama’ işte. Günlük tutmayı severim ama o beni tutmuyor birbirimizden bağımsız yaşıyoruz. Gün içinde yaşadıklarımı kendisine pek sığdıramıyor. O da ben gibi çok kırılgan biraz fazla aşırıya kaçsam üzüntüden kendini paralıyor. Buna istinaden malın sahibine benzediğini hatırlatmak istiyorum ama siz bunu aklınızdan geçirmiş olmalısınız.

Her şeyin göründüğü gibi olmasını o kadar çok yeğlerdim ki , sadece yeğlerdim ama olmayacağını biliyorum. Olmuyorda , görünmeyenler o kadar fazla ki insan altında kalıyor. Çıktığını düşündüğü anlarda daha çok battığını hissediyor boğazına kadar gelmiştir bataklık kötü.

Bende çok üzüldüm ama kimsenin paçasından çekiştirmeden. Kendi kendime , dizlerimi çeneme kadar çekip üzüldüm. Paça çekmek lügatım da yok üstelik. Kendime deste deste gül atmak istiyorum hak ettiğimi düşünüyorum fakat bunu bir ben düşünüyorum. Kendimi bir ben , asla başkaları değil. Kimsenin kimseyi düşünmediği lakin benim herkesi düşündüğüm gibi. Canım kendim…

Hani günümüzde öldükten sonra bilinen değer var ya işte bu olduktan sonra sizde karanfil verirsiniz. Hadi hadi tamam eğer olmaz diyorsanız , kır papatyası da olur. Kışın ölünürse onu bilemiyorum işte bir Fatiha.

Derken , siz Fatiha okumak zorunda kalmış oluyormusunuz ?

Hem abdest alıp camiye gidip ezan okusam her şey geçer mi ? Ama benim sesim yetmez ki . Bu da benim sessizliğim olsun , kendi içimde ki çöküşlerim kimseyle paylaşamadıklarım. “Hayye ale’l-felâh” der sevaba girerim. En azından ben iyi şeyler yapmaya çalışıyorum . Namaza gelen amcaların ellerinden de öper onlardan dua alırım. Bana edilmeyen , benden esirgenen duaları onlarda bulurum belki.

Hatırladım , bir keresinde de üzüntüden perdeyi öpmüştüm. Bir insan üzüntüsünü bu kadar güzel yaşayabilir mi ? Asla kimseyi kırmadan , perde öperek , el öperek hatta ne bileyim ezan okuyarak falan. Mutlu , mutlu.

En büyük mesele , insanların en yakınları vefasızlar. Haksız mıyım ? Değilsin dediğinizi duyar gibi oldum ve ekliyorum , yakınlarınızın size yapmadıklarını en uzağınızda ki insan depar atarak yapar. Büyük atak , iyi seyirler.

Çok seviyorum o uzakta ki insanları , keşke yakınımızda olsa diyoruz ama yakınımızda olsaydı böyle olmazdı belki de diyip içtenlikle ettiğimiz duayı biraz biraz geri çekiyoruz. Malum korkuyoruz çünkü.

İçimde biriktirdiğim , dokunmaya kıyamadığım , en içtenlikle sevdiklerim var ki şu an tanımlarken gözlerimin dolduğu. Ama hayır ağlamıyorum sadece üzerimden yağmur bulutu geçti. Şemsiye almayı unutmuşum , umarım hasta olmam.

Severken çok değişik hissediyorum. Böyle seviyorsunuz ama sevmiyormuşsunuz gibi. Dokunmaya kıyamadıklarımız gibi , çok seviyoruz , sarılmak istiyoruz ama yapamıyoruz sevmiyormuşuz gibi oluyor. Uzaktan sevmek gibi mi oluyor bilemedim ?

Şimdi size bir şarkı armağan etmek isterdim fakat şarkı yok. Bu kadar yazılanların üzerine çalıncak şarkı olmamalı.

Velhasıl kelam , bir çok insanın çeşitli yaşam standartları vardır.

Bunu insanlarla tanıştığımda anladım . Yıl 2018.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: